30 Aralık 2016 Cuma

Nedret'ten Ömer'e







24 Haziran 1971

Ömer,
Bundan evvel sana yazdığım mektubun cevabını hala alamadığım için merak ettim. Hemen hemen bir ayı geçti yazmıyorsun. Her gün bugün gelir mektup, yarın gelir diye bekledim bugüne kadar. Nihayet bu akşam tekrar yazmaya karar verdim.


Ne oldu? İmtihanlar yapılıyor mu? Şayet imtihana giriyorsan nasıl geçiyor? Buraya gelme ihtimali vardı. Ne oldu ne bitti. Aşk olsun yani, bunları yazmak için hiç mi vaktin olmuyor.
Meşguliyetlerin o kadar çok mu?


Evvelki mektubumda yazdığım gibi 16 Temmuz'da buradan hareket ediyoruz. Her şey iyi gider, bir mani çıkmazsa 18'inde orada oluruz tahmin ediyorum. Üç hafta kaldı. Günler geçmek bilmiyor sanki.
Bu sene buraya kış gelmeyeceğe benzer. Pazar gününe kadar yağmurlu idi hava. İki-üç gün bunaltıcı sıcaklardan sonra bugün yine yağmur başladı. Bütün gün yağdı. Bu akşam radyoda yağmur dalgasının Balkanlara doğru uzaklaştığını söyledi. Yağmur oraya geliyor anlayacağın.


Burada hayat her zaman ki gibi devam ediyor. Ev iş - iş ev arasında mekik dokumaktan başka bir şey yok. Bu arada trafik derslerine de devam ediyorum. Yakında imtihana gireceğim, inşallah geçerim.
Geçen hafta "Love story" isimli filme gittim. İki aydır oynuyor. Benim hoşuma gitti. Oraya gelirse tavsiye ederim git gör. Ben bir defa daha görebilirim. Bu senenin filmi. Kitabıda zaten rekor kırdı.
Şimdilik bu kadar. Mektubuma cevap vereceğini ümit ederim.

En güzel günler dileğiyle.




Nedret 

29 Aralık 2016 Perşembe

Gürol Tolgar'dan Muazzez Tolgar'a









15.7.1957
                Canım tombulcuğum ve halacığım.
               
Galiba dediğiniz doğru çıktı. Susurluğa geleli 15 gün olduğu halde ilk mektubu yazmaya şimdi Erdekte başlamak mecburiyetinde kaldım.
                
Susurluktaki 12 günümü anlatmaya hacet yok. Çünkü orada hayat sıcak dolayısıyla saat akşam 6dan sonra başlıyor. Gelelim buraya... 3 gün evvel geldiğimiz Erdek'te vakit cidden çok güzel geçiyor. Sabahları saat sekizde kahvaltı ve onda da deniz. Bu fasıl 12 ye kadar devam ediyor. Ondan sonra öğle yemeği ve öğlen uykusu. Saat dörtten sonra da ikinci fasıl deniz ve akşamüstü 6.5, 7'de deniz kıyısı boyunca gezinti. Saat sekiz de akşam yemeği. Sonra da türlü türlü eğlenceler 12 ye kadar devam ediyor...


Sonra da çadırlarda uyku. Şimdi saat sabahın onu. Biraz sonra denize gireceğim. Karşımda deniz pırıl pırıl. Üzerinde bir sal var. İleriden de bir yelkenli geçiyor.
                
Şimdilik bu kadar.  Zannederim buradaki hayatımı size az da olsa tasvir edebildim.
                

Fakat halacığım zannetmem ki sen de evde hanım hanımcık oturasın, muhakkak Floryalarda fink atıyorsundur.

                Ellerinizden öperim.

                Yazımın çirkinliğini affedin. Bu ne de olsa bir plaj mektubu.
               

                                                                                                                                       Gürol TOLGAR

( Şeker Fabrikaları Kampı Erdek/Bandırma)

27 Aralık 2016 Salı

Celal Gür'den Ağabeyine






                               Manisa 10/1/965

                Ağabeyciğim

Göndermiş olduğun 5.1.965 tarihli mektubunu aldım. Ağır şeyler yazmana üzülüyorum nihayet para için. Bu kadar ağır yazmaya değmezdi. Mektubunda Sarnıçlı İbrahim ayrancıya (Ayrancı) benim tarla kiraya vermeye vadedip ondan para aldığımı ve para aldığım halde tarla kiraya vermeden Manisaya gittiğimden bahsediyorsun.

Ben İbrahim ayarancıdan ne para aldım nede tarla kiraya vermeye vadettim. Yalan söylüyor mademki para almışım tarlayı kiraya verirdim. Bu surti katiyede yalandır. Çünkü onun ne düzenbez bir adam olduğunu Atıf dahil bütün köylü bilir. Ben zaten Atıfla tarlalar üzerindeki dört sene evvelki hadiseden sonra Sarnıçtaki tarlaları hiç karışmıyorum.

İbrahim Ayrancı bana yalnız annemlerin hisseli dam yeri için senetle annem namına para vermişti. O zaman sizinde haberiniz vardı. Çünkü Dereköye gidip Müzeyyen ve Ayşe teyzemlerin hisselerinden vermiş. Ben bundan başka İbrahim ayrancıdan para falan almadım. Bu hususu Hulusi amucama yazacağım ve yalanı yüzüne vurdurtacağım.

Ben borç miktarımı Hulusi amucama sen parayı göndermeden bildirmiştim. Durum ayni bildirdiğim gibidir. Yalnız Refik Atasoya ve Yılmaz Selçuğa ve Ziya Cansevene borç kalmamıştır. Onlar için amucama mektup yazdım. Yalnız Kasap Hasan Bozere olan hesapta yanlış bildirmişim ona 69 lira daha borç kalıyor. Bu hesapları ben size kaç kere yazdım. Bunların Hulusi amucamda listesi var eğer bir şüphen varsa ondanda durumu öğrenebilirsin. Diğer borçlarda artık tedricen ödenir. Bekir kemeş benim için manisada borçlandı demiş fakat bu yalandır. Her memur gibi bende ufak tefek bakkala makkala borç yapıyorum ve maaşı alınca kapatıyorum. Benim manisada yalnız almış olduğum elbise dolabından 140 lira borcum var onuda alırken taksitle almıştım ay başlarında ellişer lira vererek bunu ödüyorum. Sizden gizlediğim birşey yok.

Allah sizden razı olsun ihtiyaç anında gönderiyorsunuz. Geçen mektubumda ev kirası ile birazda bize para göndermeni yazmıştım. İkramiyeler verilmedi verilseydi bu ay ev kirasından başka para istemiyecektim. Havalar çok soğuduğundan biraz daha mangal kömürü ve kuru çam odunu ve taş kömürü aldığımızdan ve diğer masraflardan dolayı paramız kalmadığından bize bu mektubu alınca 125 yahut 150 lira tel havalesi göndermeni çok rica ederim. Vallahi paramız kalmadı. Bunu ihmal etmemeni rica ederim.

Kula Belediyesine olan borç yani Hulusi amucamın ödediği 233 lira Mayıstan Eylüle kadar biriken elektrik ve su parası imiş. Aynı zamanda Muazzezgil Manisaya gelirken Hulusi amucama elektrik ve suyu kestiriver diye tembih etmişler fakat amucam unuttuğundan iki ayda abone bedeli yazılmış yani elektrik ve su sarf olsun olmasın açık olduğu için onlar rayiçlerine göre usulen sarfiyat yazarlarmış oraya olan ve ödenen borcun maliyeti budur.

Şimdilik burada kesiyorum. Yukarıda yazdığım gibi bizim bu mektubu alınca yüzelli lira kadar bir tel havalesi rica ederim. Çünkü vallahi paramız kalmadı. Mektubumu burada son verir gözlerinden öperim. Mürşide yengeye selamlar. Muazzezde size ve Mürşideye selamlarını sunar.



Celal Gür

Hilmiye'den Vasfı'ya








16.7.1941
Vasfım.
                Göndermiş olduğun mektubu aldım. Sevindim dersem yalan. Çünki hayret ettim. Öyle şeylerden bahsediyorsun ki yolculuğun ne demek olduğunu bilmeyen bir insan okusaydı belki yolculuk etmeğe kalkardı. Halbuki ben zavallı her gün yolculuk ede ede bıktım. Hemde boğazın yolculuğumu? Biz şimdi vapurun orta kamarasında değil güvertede oturuyoruz ne güzel hava ne manzaralar seyir ediyoruz. Bilmem neden bu sene her seneden fazla boğazların canlı dolayısıyla vapurumuzda öyle bu yolculuktan bahsetmeyeceğim. (SENİN GİBİ)
                Vasfı 4 seneden beri birbirimizi tanıyoruz. Nasıl bağlarla bağlı olduğumuz malum, hayır diyecek olursak yalan söylemiş olacağız. Hem de Vasfı sen ne diye bana inanmak istemiyorsun değil mi? İşte bunda yanıldın oğlum. Ben senin yaptığın bütün manasız, münasebetsiz hallerine kızacak yerde çocukluğuna vererek seni af ediyor ve akıllanman için dua ediyorum. Fakat bu beddua değil yanlış anlama.
                Vasfı bana oranın resimlerinden göndermişsin. Ben senden resim istemedim. İstesem de boşuna zahmet etme, hem de ben öyle şeylerden anlamam malum ya köylüyüm. Mesela Adana'nın köprüsü taştanmış ben onu eskiden bilirdim. İnanmam diyemi resmini gönderdin. Fakat seni ben baştan çıkarmadım bana iftira etme.
                Şefimiz gene bir ay izin aldı. Biz serbest kaldık işim hiç yok. Canımda alay istiyordu. Sana böyle şeylerden bahsettim. Elbette bunu okuyacak zaman bulursun. Olmaz mı? Cebine kor sokağa çıkarda okursun olmaz mı? A. Vasfı orda okuyamazsan gelirken trende okursun olmaz mı hem de vakit geçirirsin anladın mı?
                 Vasfı, dişimi uzun zamandan beri ihmal ettim. Ağrı yapmaya başladı. Bugün Anjel'deyim. Kızın bir hayli müşterisi var. Bilmem neden sen gideli beri buraya hiç gelmek istemedim. Bu günde geldiğim halde seninle konuşmak için yandaki küçük odaya girdim. Şu satırları karalarken kim geldi bilir misin? Hani bir gün seni evden Leyla hanım gelip çağırmıştı ya, o geldi. O zaman gayri ihtiyari senin yokluğunu başka bir şekilde hissettim. Ve çok kalma çabuk gel diyeceğim. İki ay filan anlamam, zaten kaç ayımız var ki? Sen iki aydan fazla kalacaksın ben onu anlamam zaten. Baban sana yazmıştı ki burada oturamazsan gene İstanbul'a gidersin. Orada evimiz duruyor. İşte şimdi sende gelmenin çaresine bak. Seni çağırmam biraz erken oldu amma ise. Bu sözümün cevabını isterim. Erken istiyorum geç mi?
                Vasfı yedek subay gene İstanbul'a geliyor. Haberin var mı? Bir yerde duydum. Bilmem memnun olacak mısın? Bunlar arasında birde ölüm haberi vereceğim ki, kim öldü söyleyeyim mi? Viktorya, büyük çocuğu da çarpılmış. Yeni doğan çocuğu kaldı. Kocasına haber vermemişler, zavallı. Mektubuma nihayet verir romanın yarısını beklerken gözlerinden pus etmiyeceğim dudaklarından öperim diyeceğim.


Hilmiye 

25 Aralık 2016 Pazar

Gülden'den Okan'a




20 Ekim 1978

                Okan Bey,
                İlanıma yazmış olduğunuz mektubu aldım. Teşekkür ederim.
                26 yaşında, kumral, düzgün fizikliyim. İktisadi Ticari İlimler mezunuyum. 3 yıl önce evlenmiştim, evliliğim kısa sürdü ve ayrıldık. Çocuğum yok. En büyük dileğim mutlu bir yuva kurmak.
                Babam emekli subay, annem ise ev hanımı. Hiç kardeşim yok.
                İki yabancı kişinin mektuplarla birbirini tanıması olanaksız. Bu nedenle tanışmak yararlı olur. Arzu ederseniz tanışalım.
                Görüşeceğimiz gün sizi tanıyabilmem için o gün giyeceğiniz kıyafetin rengini yazmanızı rica ediyorum.
                Mektubunuzu aldıktan sonra bende size görüşeceğimiz gün giyeceğim kıyafetin rengini ve tanışmak üzere bir gün, yer yazarım.
                Varsa telefon numaranızı verirseniz memnun olurum. Size telefon ederim ve tanışacağımız günü beraber tayin ederiz.
                Mutlu günler dileği ile...

Gülden Baysal
Fatih Postahanesi
Postrestant ile
Fatih/İSTANBUL




23 Aralık 2016 Cuma

Sevim'den İnci Ablasına










Sevgili ve saygı değer İnci Ablacığım,

Göndermiş olduğunuz sizler kadar kıymetli mektubunuzu aldım. Şu anda işten geldim. Evde kimse yok. Tabi Abidin açıp okumuş, bende okudum. Mektubunuz beni çok ihya etti. İnanın bir dost mektubuna çok ihtiyacım var. Gözlerim ışıldadı. Ablacığım, eşinin kızamığına çok üzüldüm, çok büyük geçmiş olsun. Behiye hanım içinde .ok üzüldüm. Allah şifalık versin. Başka ne diyebiliriz? Bende iş başı yapalı 15 gün oldu.

Abla size içimi dökmek, biraz dertleşmek ihtiyacını duyuyorum. İnanın şu koca Almanya'da yapayalnız, kimsesizim. Allah'tan başka hiç ama hiç kimsem yok burada. Tabi orada sizler varsınız ama şu anda bir dostum tesellisine çok ihtiyacım var. Meraklanmayın, her şeyi yazacağım. Size her şeyi baştan anlatayım. Ben oraya gelmeden evvel 1 ay önceydi. Bir aile ahbaplarımız var, onlar geldi eve, yanlarında bir kadın.  Kadını tanıştırdılar.

Benim arkadaşın Bursa'dan arkadaşıymış (kendisi Bursalı). İyi bir kadına benzettim. Oturup gittiler. Bir gün o tanıştıkları kadın bize geldi. Benim arkadaştan çok dert yandı. Kendisine hizmetçi muamelesi yapıyorlarmış karı koca.

Benim arkadaşın kocası da "seni seviyorum" filan demiş. Neyse bize dedi ki "ne olur bana bir yol gösterin, o evde fazla kalamayacağım." Abidin dedi ki "kızım sana ev tutalım", "yok ben yalnız oturamam, yalnız bir kadını rahat bırakmazlar". (Kendisi evli, bir kızı var 7 yaşında. Kocası burada 6 ay kalmış. Polis geri göndermiş). Bizde dedik ki "kızım çok darda kalırsan gel buraya".

Yine bir kaç gün sonra cumartesi yatıyorum, kapı vurulmuş. Bir de baktık ki valizlerini toplamış gelmiş. İki gözü iki çeşme ağlıyor. "Ayaklarınızın altını öpeyim beni yanınıza alın" dedi. Hoş geldin dedik. Neyse bizde kalmaya başladı. O da çalışıyor bende. Abidin evde. Bir gün babamlardan mektup geldi. Gerisini anlatmaya lüzum yok. Neden geldiğimi biliyorsunuz.

Neyse ben döndüm, havaalanında Abidin ile ikisi beni karşıladılar. Eve geldik. Biz odamıza girdik, yattık (evimiz 2 oda). Abidin bana dedi ki "Sevim sana bir şey söyleyeceğim fakat olgun davranmanı, makul karşılamanı istiyorum." "Söyle" dedim.  "Ee ben Adaletin ırzına geçtim" dedi.

O anda dünya başıma yıkıldı. "Ee ne olacak?" dedim. "İşte makul ol, üçümüz bir arada geçinelim ömür boyu" demez mi? Ben şok geçirdim, bayılmışım. Bu Adalet'i kaldırdı. Neyse beni ayılttılar. Kadın gidip yattı. Dedim ki "Peki bu kadın nasıl benim ona gösterdiğim yakınlığa karşı bu kalleşliği yaptı?". "E sen gittiğin gün yaş gününe gittikte, sarhoş döndük, sarhoşluk neticesinde oldu". Dedim ki "ondan sonrası?". "İşte bir keresi de on keresi de. Fakat bundan sonra hiç bir şey olmayacak. Gel bu meseleyi aramızda halledelim. Kimse duymasın". (Sonradan öğrendiğime göre, herkese abi ben artık iki karılı oldum. Demişler ki, peki Sevim kabul edecek mi? Eder eder, etmeyip de ne yapacak? Eşek gibi kabul edecek).

Dedim ki "bak Abidin, madem böyle bir halt karıştırdın. Gönder bu kadını her şeyi unutalım". "Hayır efendim burada kalacak." Bende dedim ki "madem onu bırakmıyorsun. Ben gideceğim". "Hayır sen gidemezsin, sen bu evin direğisin. Benim kahrımı senden başkası çekemez. Falandı, filandı. Ben oraya gelirken kadından 1.000 mark almıştım. İşte kadının ırzına geçtim. Parasını aldım. Kıçına nasıl tekme vururum".
Böyle konuşa konuşa sabahı ettik. Birde sabah sabah misafir gelmez mi? O günü öyle geçirdi. Akşam "Ne düşünüyorsun oğlum, ben gideceğim" dedim. Münakaşa etti. Tabi sıfır sıfır elde sıfır. Bu sırada istirahat aldım doktordan. O şekilde çalışamazdım. Yattık. Abidin dedi ki "git bak şu kadın ne yapıyor?" Baktım gitmiş. Ertesi gün oldu. "Ne yapalım gittiyse, anasını .... bilmem ne yapayım" dedi. Kalktık. Bir arkadaşlara gittik. Baktık ki orada. Abidin onu görünce sırıtmaya başladı. "E hadi kalk eve gidelim" dedi. Abidin'de "hadi hadi naz yapmada gidelim" dedi.

Bir ara kadın dışarı çıktı. Meğer kaçmış. Tuttuk eve geldik. Yine çene çene girdim içeri. "Bana bak" dedim, "erkek dediğin senin gibi olmaz, senin yaptığın adilik. Ne istiyorsun benden? Bırak gideyim. Sonra ayrılırız. Senden 2 çocuktan başka bir şey istemiyorum. Nafakada istemiyorum. Evinde senin olsun".

Dedi ki "çocukları aklından sil. O kadını eğer bırakırsam aynı dakikada senide kovucam, çocukları da yetimhaneye veririm sana vermem" dedi. Ertesi gün oldu, "ben bir yere kadar gidiyorum" dedi. Çıktı gitti. Tabi nereye gittiğini sizde tahmin edersiniz. İşte o gün size mektup yazdım. Teybi açtım, likörü koydum masaya. İnan ki tam bir buhran içindeydim. Akşama kadar düşündüm, Abidin geldi. Bunu görünce inanın ki her hareketimle alay eder gibi, hemen yatak odasına girdim. Ecza dolabını açtım. O içeride oturuyordu. 60 tane hap içtim. O içeri girdi. Tüpü koynuma soktum.

"Hadi yatalım" dedi, yattık. Tüpü gördü, "ne kadar içtin" diye bağırmaya başladı. Ben dedim ki "içinde kalmamış, içmedim", çocukların üzerine yemin ettirdi. Bende "içtim" dedim. Hemen yoğurt getirdi. Bir kaşık aldım ağzıma aman midem bulanıyor diye içeri koştum, sanki istifra etmiş gibi. Geri döndüm tabi ki inandı. Tabi bende yavaş yavaş ilaç tesirini göstermeye başladı. Müthiş titreme ve uyku. İnan İnci Abla şu an düşünüyorum da ölseymişim. Binim için daha hayırlısı olurmuş. Yavrularımı söyleyeceksiniz, sanki yaşasam ayrılsam onları bana verir mi, kendiyle birlikte onları da süründürecek.

Neyse, bir ara Abidin uyanıp beni uyandırmak istemiş. Tabi ben kendimden geçmişim. Cankurtaran çağırmış. Hastaneye yatırmışlar beni. Tam dört gün komada kalmışım. Ben hastaneye gidiyorum diye senin ki dosdoğru kadını alıp eve getiriyor. Ben çıktığım gün kadın gidiyor. Abidin geldi beni almaya. Hastanede kaldığım sürece hiç ziyaretçi sokturmadım. Tabi ayıldıktan sonra "kimseyi görmek istemiyorum" dedim. Hastaneden imzayla çıktım. Yolda Abidin dedi ki "E söyle bakalım, fikrini değiştirdin mi?" deyince benim tepem attı. Daha yürüyecek halim yok, adam bana hala teklifler düşünüyor.

"Bana bak" dedim, "bana hiç mani olma ben gidicem" dedim. Eve geldik, sözde beni yatıştırıyor. "Ee Sevim sen gittin, bende gittim, Adaleti getirdim. Bu sabah senden korktuğu için gitti. Bak işte kızım bu kadına karşı benim hiçbir ilgim yok. İşte gidecek yeri yok. Parasını verelim. Bir de hamile çocuğunu düşürsün". Neyse İnci Ablacığım, sizlerin başınızı daha ağrıtmayayım. Kadın kendi kendine çocuğu düşürmüş. Abidin küplere bindi. Nasıl düşürürmüş, ben ona erkek evlat vermemişimde o ona erkek evlat doğuracakmış.

Bu kelimesi beni her şeyden çok yıktı. Kadın şimdi hastanede. Zaten iç hastalığı varmış. Çocuk düşürünce afedersin bir koku bir koku. Kanamada var. Hemen hastaneye yatırmışlar. Diyeceksin ki ne zaman hamile kaldı? Gününden 10 gün geçmiş vallahi. Bende bir şey anlamadım.

Şimdi Abidin her gün ziyaretine gidiyor. Benden güzel olsa belki bu kadar kahrolmazdım. İnanın boyu benden kısa, çirkin bir şey. Zaten güzel olsaydı benden, onu eve sokmazdım. İnanın ki şu erkeklerden çok nefret ediyorum. Bende işe başladım. Bıraktım kendi haline. Afedersin bu zamanda doğru kadın erkeğe yaranmıyor, öyle adiler yaranıyor. Beni anlıyorsun değil mi İnci Abla?
Senin beni anlayacağını tahmin ettiğin için yazıyorum. Vicdanım elverse bende ondan öyle bir intikam alırım ki öyle birisiyle olacak ki ondan kat kat  üstün ama ben kocam için namus taşımıyorum.


Neyse ablacım, Betül hanım teyze kusuruma bakmasın. Hatırını soramadım. Çok moralim bozuk. Satırlarıma istemiyerek son verirken hepinizi ayrı ayrı yanaklarınızdan öperim. Sizi en yakını kadar çok seven kardeşiniz Sevim. Acele cevap. 

22 Aralık 2016 Perşembe

Orhan'dan Şükrü'ye








22 Mayıs 1954
Sevgili Şükrücüğüm,
15 Mayıs tarihli mektubunu dört gün evvel almış bulunuyorum. Ve akşam esasen gecede yedi saat olan uykumun üç saatini senin ve Ankara dönüşünde tanıştığımız tercümanlara ve Vekalette .... bir arkadaşa cevap yazmakla geçirdim.
Her ne kadar mektuplarına biraz geççe cevap veriyor isem de içinde yaşadığım ve yaşadığımdan dolayı huzursuzluk hissettiğim durum bu gecikmeye esas teşkil etmiyor ve bilakis fazla çalışmama amil oluyor.
Geçen mektubumda sana bahsetmiş olduğum imtihan meselesinin kısaca seyrini anlatayım. Enformasyon ve Almancadan 19 Nisan'da Ankara'da imtihana girdiğimi ve neticeden ümitli olduğumu biliyorsun. Hal böyle iken iki hafta önce vekaletten bir arkadaştan imtihanları ben dahil dört ....ziraatlı arkadaşın kazandığımızı ve malum şahsiyetlerin parti ve nakil değişmelerini hesaplayarak imtihanları yenileyecekleri bildirmeleri ve hakkımı aramamı tavsiye etmeleri üzerine melali aşağıdaki gibi olan telgrafları bizim derneğe, ziraat vekiline ve Reisicumhur'a yazdım.  
Telgrafların mahiyeti şöyledir:
"Ziraat Vekaletince 19 Nisan'da Ankara'da açılan ve kontenjanlı olarak Almanya'ya gitmek için enformasyon ve Almancadan imtihanlara girdim.
Esasen o zaman hocalarımdan ve .... da inanılır kimselerden muvaffak olduğumu öğrendim. Fakat orta ziraat mezunu olmadığım, dolayısıyla imtihanların yeniden yapılması istenilerek hakkımın zayi edilmesi hakikatini de öğrendim.
Vaziyete tarafınızdan el konularak adaletin tecellisini .... bekler saygılarımı sunarım. Orhan"
Bu telgrafın üzerine on gün beklemem icap etti ve bundan iki gün evvel Ziraat Vekilinden şu cevabı aldım.
"T.C. Ziraat Vekaleti
Hususi 1021
                Bursa Valiliğine,
Vilayetimiz Teknik Ziraat Müdürlüğü Hayvancılık işlerinde çalışan Orhan ...gilin telgrafı incelendi. Yapılan mesleki imtihanda (enformasyon) adı geçen, 100 tam numara üzerinden 55 ve diğer imtihandan da 100 tam numara üzerinden 67 puan almış ve ikinci gelmiştir.
Enformasyon mevzusunda yalnız bir kişi için kontenjan mevcut olduğundan adı geçen gönderilemeyecektir.
Bilgilerini, iddialarının yerinde olmadığını ilgiliye  ..... teminini saygı ile rica ederim.
Ziraat Vekili
Nedim Ökmen
İmza

Şükrücüğüm Vekilin yerinde kalacağını ......um. bu namuslu kimseler bilhassa enformasyon hususundan beni böyle atlattılar ve Ankara'da iken konuştuğum ve bana sıkılmadan bu muvaffakiyetsizliği o zaman hissettiren mühendisin dediği gibi oldu.
Esasen bu dönüş sonunda tekrar bu kimselerle beraber çalışmak endişesi şimdiden maneviyatımı tehdit ediyordu.
Böylece hem üstelik iddiaları yersiz ve hangi mevzuda ve zamanda çalıştığı belirsiz bir katip olarak koluma dönmeğe mahkum edildim.
Fakat şu muhakkak ki daha fazla hürmet buldum ve enerji kazandım.
Yeni işine başlamış olman beni sevindirdi. Zira sebebini pek izah edemeyeceğim ama ehemmiyetsizde olsa bir kimsenin işsiz oluşu insanın maneviyatına tesir ediyor. Bu hal tabi benim için mevzu bahistir. Tebrik eder çalıştığın müddetçe iyi olmanı temenni ederim.
Senin işlerinden sonra bahsetmek üzere; (zira bu kısmı yukarıda anlatmam lazım) tanıştığım bayan meselesine: Bu bayanları Bursa'da iki gece misafir ettikten sonra Ankara'ya uğurlamıştım ve fazla ümide kapılmamak içinde evvela onlardan cevap bekliyordum. Nitekim dün de onlardan cevap aldım. Kısaca teşekkürden sonra benim Amerika ve Almanya işine temas ediyorlar.
Amerika işi için FOA'de temas etmişler ve bunun için Ziraat Vekaleti Umum Müdürlüğüne müracaat edilecek ve o da FOA'ya devredecekmiş. Bu mesele karışık. Bundan sonrada ayrıca ziraat ataşeleri seyahatinden döner dönmez bana ..... malumat yollayacaklar.
(Bursa'da iken bir genci Amerika'ya gönderdiklerinden bana bahsetmişlerdi.)
İkinci kısım ve mühim olanı Almanya işidir; bu bayanlardan Amerika seyahatinde çalışan (mektubu da yazan odur) Alman seyahatindeki tanıdıkları ile temas ederek malumat toplamış ve takip edilecek hal şöyle imiş:
İstanbul'a gittiğimizde Teknik Üniversitede kurulmuş olan ..... büroya yani;
Deutsch - Akademischen Auslandsdiement - ........'ye müracaat edecek ve Almanya'ya ziraat mübadele programı çerçevesi dahilinde gitmek istenildiği bildirilecekmiş.
Bu muvakkat büro yalnız teknik değil bilumum insanlarla meşgulmüş. Bu büronun bu mübadele işlerine bakmasının sebebi Türkiye'nin Ünesco mübadele teşkilatına dahil olmayışından ileri geliyormuş ve bu zamana kadar Alman sefaretine bu yolla bir çok müracaat gelmiş fakat yukarıdaki sebepten dolayı sefaret olmasına rağmen kendi kanaatine henüz hiç bir şey yapmak durumunda değilmiş.
Hal böyle iken senin Teknik Üniversiteye giderek durumdan beni mümkün mertebe acele haberdar etmeni çok rica ederim.
Bu vaziyette kızlara karşı çok mahcubum. Burada biraz almanca konuşmamız üzerine bana bir sürü almanca kitap ve resimlerde yollamış.
Senin Kanada işine baştan beri vakıfım ve bunun için senden adres istemiştim ve esasen sende durum ilerledikçe yapacağımı söylüyorsan.
Bir de Louisiana eyaletinin Baton Rouge şehrine giden arkadaşının Hayri ....oğlu'nun yakınından yürüyeceğini yazıyorsun. Burada benim ilave edeceğim hususlar şunlardır; a-Ankara'da iken konuştuğum ve ziraat aletleri mezunu Kerim Becer isminde bir arkadaş iki veya üç bin Türk lirası ile bu işe girişileceğini ve genç olan herkes için takviyeye lüzum olduğunu söylüyordu.
Kendisi kontenjanlı olarak iki sene Amerika'da tahsil yaptı ve hangi akla hizmet ederek te daha fazla kalmadığını yana yakıla anlatıyor.
b-Eğer döviz temini işi için Amerikan sefaretindeki bu ....... bir şey sormanı istesem bana bildir ve ayrıca da seni gitmek için ne kadar para hesapladığını bana bildir.
Hal böyle iken ben tekrar ingilizceye çalışmaya başladım. Seninle konuşturduğum Suat hanımdan ders alıyorum.
Mustafa Önder biraz para toplamak ve düğün yapabilmek için buradan ayrıldı. Rıfat Çamlıtaş ki şirket namına ziraat mücadele ilaçları satan bir şirketin şubesini Bursa'da açtı.
Bu mektubum sana yazdığım mektupların en uzunudur.  Şimdi saat gece yarısı 1 ve ramazan davulcusu kapımızın önünde mani söylüyor.
Şükrücüğüm bu minval üzerine mektubuma son verirken bütün arkadaşlarıma selamlarımı bildirir, ben anne ve banana hürmetlerimi, ablana selamlarımı bildirir gözlerinden öperek muvaffakiyetler temenni ederim.
Uzun, acele, sevinçli mektuplarını beklerim.
Your Best Friend


20 Aralık 2016 Salı

Yasul'dan Adil'e










June 5th, 1989.
My Dear Adil,

How are you doing? I’m fine.
It was usual today. Nothing new at the language school. Rosemary came back here yesterday (on Sunday) but I don’t talk to her about housing. She was so tired and want to bed around seven o’clock, maybe. I also went out yesterday so we didn’t have time to take. She is gonna come home in one hour and half. I’m little bit tense and doubt if she can accept my suggestion or not. Anyway, I hope I can stay here until seeing you again. As I told you before, there are a lot of memories with you. I don’t want to get out here now. If I have to move new place, I feel sorry. But it’s ok, because I’m always with you and I’m gonna take all memories there which is my mind you and pictures...
Well. I don’t know about flight tickets yet. They (travel agent) don’t let me know yet. If they seem to not find out, I’ll check another travel agency.
Oh Adil. Today in the Jim’s class, we disscussed about marriage. Jim said “almost people who get married are not happy, miserable. It’s a tragedy.” What do you think about this opinion? I think it depends on on the people doing. His life on the marriage might have failed but I don’t think others are like him after marrying. One guy asked me about what type of guy whom my favourite is. I answered my type of guy is kind and has responsible about family and love me and experienced guy. Do these items conform you? Whick kind of girl do you like Adil? Say it is exactly me.
So I love you very much. I’ll write you tomorrow too. Bye-chu.

P.S I miss you very much.



5 Haziran 1989

Sevgili Adilim,

Nasılsın? Ben iyiyim.
Bugün sıradan bir gündü. Dil okulunda yeni bir şey olmadı. Rosemary dün (Pazar) geldi ama ev işleriyle ilgili konuşmadık. Yorgundu, bu yüzden birlikte geçirecek zamanımız olmadı. Bir buçuk saat içinde evde olacak. Önerimi kabul edip etmeyeceği konusunda biraz gergin ve şüpheliyim. Umarım seni tekrar görene kadar burda kalabilirim. Yeni bir yere taşınmak zorunda kalırsam üzülürüm. Yine de sorun olmaz, çünkü ben hep seninleyim. Aklımdaki sana dair fotoğraflar ve anıları götüreceğim.
Uçak biletleri ne oldu bilmiyorum. Seyahat ajentası henüz bilgi vermiyor. Böyle devam ederlerse başka bir ajentaya bakacağım.
Adil, bugün Jim’in dersinde evliliği tartıştık. Jim dedi ki “evlenenlerin çoğu mutsuz ve sersefil olurlar, trajedidir evlilik”. Sen ne düşünüyorsun? Bence bu evlenenlere bağlı. Onun evliliği hüsranla bitmiş olabilir ama herkesin evlendikten sonra böyle olduğunu düşünmüyorum. Çocuğun biri hoşlandığım tipi sordu. Ben de nazik, ailevi sorumlulukları olan, beni seven, deneyimli diye cevapladım. Bu özellikler sana uyuyor mu? Senin hoşlandığın kız tipi nedir, bana detaylı olarak yaz.
Seni çok seviyorum. Yarın yine yazacağım. Hoşçakal.

Not: Seni çok özlüyorum.


June 6th, 1989

Dear Adil,

How are you doing? I’m pretty good but I’m so busy. I have a lot of things I have to do but I don’t know which one I have to do first. Yesterday, I talked to Rosemary about cost of housing but she didn’t give me answer. She said she had to talk to ***. today Raurance told me what Rosemary taked to her. She can deduct about cast of no meal but she doesn’t want one to clean up the house...
(one hour past)
Hi Adil, I’m tired but I still want to continue to write you. I have only power to do it. I almost decided to stay here, not morning. Cost of housing is three hundred twenty five dollars. It’s not my eating cost but it is ok, maybe... Now  I’m ...*** to get a job. Today I went to four church to find out some advertisements like baby-sitter. I couldn’t find because they already closed. Tomorrow I’m gonna try again. Only these thing which I can do to save money. I’m gonna get a ticket, flight, to Turkey. Just wait for me Adil. Recently I’m so active and started to study hard like before. Now I don’t have time to cry as I told you on the letter, I used to cry too much after you left here. But it means not doesn’t care about you. I am expecting to see you soon. With thinking about it, I can get power to overcome any problem.
Oh Adil, I remember that we are always together and in the night we enjoyed to take in the car. *** I had better stop writing. It’s endless. I’m gonna study. Bye-chu.


6 Haziran

Sevgili Adil,

Nasılsın? Ben çok iyiyim ama çok meşgulüm. Yapmam gereken çok şey var ama hangisinden başlayacağımı hiç bilmiyorum. Dün evin giderleriyle ilgili Rosemary ile konuştum ama bana cevap vermedi. *** ile konuşacakmış. Bugün Raurance Rosemary’nin ona ne anlattığını söyledi. Yemek masraflarında kesintiye gidemezmiş ama evi birinin temizlemesini istemiyormuş.
(bir saat sonra)
Selam Adil, yorgunum ama yine de sana yazmak istiyorum. Sadece buna yetecek gücüm var. Burada kalmaya neredeyse karar verdim. Giderler 325 dolar, yemek masrafım hariç, ama olsun diyorum. Şimdi iş bulmaya çalışıyorum. Bugün bebek bakıcılığı gibi ilanlara bakmak için dört kiliseye gittim. Bulamadım, çünkü kapalılardı. Yarın yine deneyeceğim. Para biriktirmek için böyle şeyler yapabilirim. Türkiye’ye uçak bileti alacağım. Bekle beni Adil. Son zamanlarda bir hayli faalim ve eskisi gibi sıkı çalışmaya başladım. Mektupta da yazdığım gibi, ağlayacak vaktim yok, sen burdan gittikten sonra çok ağlardım eskiden. Bu seni önemsemediğim anlamına gelmiyor, yakın zamanda göreceğim seni. Bunu düşünerek her türlü zorluğun üstesinden gelecek gücü bulabilirim.
Adil, hatırlıyorum da hep birlikteydik ve geceleri arabada takılmayı severdik. Artık yazmayı bitirsem iyi olacak, bunun sonu gelmez. Ders çalışacağım. Hoşçakal.





June 7th, 1989

Hello Adil,

How are you doing? I’m fine but I’m little bit tired because of practice TOEFL test. I focused all my brain on the paper. This TOEFL is gonna be best one all of them. I feel sorry this one is not a difficult test. Now I feel that my English is improving, better than before except conversation. I haven’t had good opportunity to speak English since you left here. My life in America *** is getting better except money problem. It seemed to be dark and nothing after left me. I couldn’t anything, even study. Now my life here is quiet, calm and compose myself. If you are beside me now, it’s gonna be wonderful.
Every time after I live seperately long distance, I couldn’t compose myself. I always worried about my boyfriend with thinhing about new girlfriend. In this case, I don’t feel like this. I just belove you and I’m looking forward to seeing you. It’s amazedly.
I’m happy to see you, such a nice guy in my life, thank you Adil.
Oh Adil, I have something to tell you. I told Rosemary about us. Were you surprised? Actually there are few people who know about us.
Adil, write a letter to Rosemary,  too. She’s gonna be glad. She said she missed you. But *** don’t forget to write me it. Others are after me, I’m first, ok?
Well, today *** visited to G.G.C.S. I was surprised. He hasn’t visited to school since last season. He said he was taking trip and working. He also said he wouldn’t come to school anymore. I don’t know his plans about his future but we can play tennis again.
I’m gonna tighten up my body until seeing you. Just expect it Adil. So now let me go study. I miss you very much. Take care of yourself please. I’ll see you soon.
(-chu-)

P.S Send me your picture

A lot of love


7 Haziran

Merhaba Adil,

Nasılsın? Ben iyiyim ama biraz yorgunum TOEFL çalışmaktan. Bütün dikkatimi kağıda verdim. Bu test şimdiye kadarkilerkilerin en iyisi olacak. Zor olmadığı için üzülüyorum. Artık İngilizcemin geliştiğini hissediyorum, konuşma haricinde öncekinden daha iyiyim. Sen burdan gittiğinden beri İngilizce konuşma fırsatı bulamadım doğru dürüst. Amerika’da hayatım para sorunu dışında iyiye gidiyor. Önceleri her şey karanlık görünüyor ve bana bir şey kalmıyordu, hiçbir şey yapamıyordum, ders bile çalışamıyorum. Artık sessiz sedasız yaşayıp gidiyorum. Şimdi yanımda olsan harika olurdu.
Uzak yerlerde her kalışımda  kendimi toplayamazdım. Hep erkek arkadaşımın yeni bir kız arkadaşı mı var diye düşünürdüm. Seninle böyle hissetmiyorum. seni seviyor ve görmeye can atıyorum. Bu şaşkınlık verici.
Hayatımda böylesine iyi biri olduğu için, sen olduğun için çok mutluyum, teşekkürler Adil.
Adil, sana anlatacağım bir şey var. Ben Rosemary’e bizden söz ettim. Şaşırdın mı? Aslında bizi bilen birkaç kişi var.
Adil, Rosemary’e de mektup yaz. Memnun olacaktır. Seni özlediğini söyledi. Ama önce bana yazmayı unutma. Diğerleri benden sonra gelir, önce ben, tamam mı?
Bugün *** G.G.C.S.’yi ziyaret etti, şaşırdım. Geçen dönemden beri okula gelmemişti. Gezdiğini ve çalıştığını, ayrıca artık okula gelmeyeceğini söyledi. Geleceği hakkındaki planlarını bilmiyorum ama yeniden tenis oynayabiliriz.
Seni görene dek vücudumu forma sokacağım. Düşün bakalım Adil. Şimdi ders çalışayım. Seni çok özledim. Kendine iyi bak lütfen. Yakında görüşmek üzere.
(-chu-)

Not: Resmini yolla.

Sevgiler
Yasul

18 Aralık 2016 Pazar

Harutyun Kocayan'dan




Efkere
17 Eylül 1912

İkinci olarak küçük bir kolera salgını atlattık. Allah'a çok şükür bizimle ilgili kederimiz yok. Köyden yaklaşık 30 kişi öldü ama acı veren [kayıplarımızdan] birincisi hancı Artin Ağa, ikincisi dükkân komşusu bıçakçı Serkis, üçüncüsü Keleşoğlu, dördüncü, Güllü'nün eniştesi Nişan; gerisi Müslümanlardan sekiz kişi. Emniyet yok. Allah rahmet eylesin. Ne olduysa Allaha çok şükür geçti. Velâkin bu hastalıktan dolayı hasta olmadık adam kalmadı. Öyle geçti bu kolera! Efkere'nin havası çok yardım etti. Havası kötü olsaydı can kaybımız çok olurdu. Geçti gitti. Ne var ki Garabed, bir bıçak arkası [gibi çok zayıfladı]. Verkine [az kalsın] gidiyordu, çok şükür Allah [onu] bize bağışladı. Şimdi çok iyi. Misak her zaman [ona] sahip çıkıyor. Eskiden bildiğin gibi değil. Kucağından bırakmaz. Misak, ağana yazarık dersek iki eli kanda olsa Verkine'yi kucağına alır. Böylece durum belirttiğimiz gibidir.

Harutyun Kocayan


9 Aralık 2016 Cuma

Oya'dan Bülent'e







15 Aralık 1962
Şekerim,

Hiç bir zaman iğneli sözler sarf edip seni üzmek istemem. Eğer yanlışlıkla böyle bir şey yaptımsa özür dilerim. Bundan sonra sana mektup yazarken gayet dikkatli olmaya çalışacağım.
Hayatta kimseyi kırmadım. Hele senin üzülmeni hiçbir zaman istemem.

Şunu iyi bilmiş ol ki, sana karşı olan sevgimi tahmin bile edemezsin. Bundan sonra sana olan muamelemde bir kusurum olursa bana söyle.

Hayatta tek güvendiğim insan sensin. Bülentciğim nikah ve düğün işini galiba ben anlatamadım. Yahutta sen ters anladın. Mesele şöyle: babamın davetlisi çok olduğu için bir kısmını nikaha diğerlerini de düğüne çağıracak.

Onun için ramazandan evvel bu işi halletmek istiyoruz. Bir buçuk ay sonrada salonda düğün olacak.
Zaten bayramda nikah dairesi kapalıymış. Eve veya salona da gelmiyorlar. Sende olmaz diye tutturuyorsun. Çok inatçı oldun. Ben gelince seni yumuşatmasını bilirim.

Şimdi ayriyeten elbise diktireceğim. Eğer ...... devam edecek olursan en geç Pazartesi akşamı eve telefon et. Bizimkilerde oradalar. Bende ona göre terziyle konuşacağım.

Hiç üzülme iki tarafta ellerinden geldiği kadar fedakarlık ediyorlar. Ailelerin birbirlerine hiçbir zaman sevgileri eksik değil. Senin o şekilde mektup yazman beni çok üzdü. Zaten içim sıkılıyor senden ayrı kaldığım zaman. Bir de mektubunu okuyunca mahvoldum. Senin orada olman işleri güçleştiriyor. Bütün üzüntüyü çeken benim.

Burada olsaydın işler bir kalemde bitmiş olurdu. Mektup veya telefonla bu gibi işlerin halledilmesi oldukça zor.

Neyse hepsi olup bitecek. Bizde evimizde gayet mesut günler geçireceğiz. Ama birbirimizi hiç kırmadan. Hayatım mobilya işini sana bırakıyorum. Sade formika olmasında ne olursa olsun. Hiç korkma bütün gayretimle temiz tutmaya çalışırım.

Yarın gidip resim çektireceğim. Babanda geldiği zaman nüfus kağıdımla götürüp veririm. Geldiğin zaman sana anlatacak o kadar çok şey birikti ki. O gün bir gelse başka hiç bir şey istemem. Artık bu kadar ayrılık yetsin.

Hasretle dudaklarından öperim ama dilimi çıkarmadan.


Oya 





6 Aralık 2016 Salı

Kardeşinden Ağabeyine







12.1.1960
İzmir-Ev

Canım Ağabeyim,

Mektubunu aldım very hapy oldum. But bu benim second letter onun için bunu alır almaz again quickly cevabını yaz ki eşit olsun.

Ağabeyciğim sen ayın 24'ünde buraya geleceksin ama bizim okul Şubat'ın başında tatil olacak. Onun için tabii sen beni bekleyemeyeceksin. Çünkü sen İzmir'e değil Uşak'a tatilini babamlarla geçirmeye gideceksin.

Ağabeyciğim orada havalar nasıl? Burada çok fena. Kâh yağmur, kâh fırtına ve soğuk. Velhasıl burada canım çok sıkılıyor. Ancak Cumartesi akşam üstü ve Pazar sokağa çıkıyorum. Oda Allah korusun sinemaya gideceğim dersem ağababam hemen yüzüme bakıyor. Çünkü movie 25 ila 200 lira arası.

Ne iyi sen orada istediğin gibi yiyip içiyorsun. Vallahi inanmazsın (bir tatlıyı, meyvayı, bal veya tahin pekmezi) yerken anneannem hemen, "öyle para verdik ki veyahut öyle zor oluyor ki hem de az yaptım" diyor. Tabi bu ne demek "insaf artık yeme".

Bir de Uşak'ta bin numarayla sözde ben yemek yemiyorum biliyor musun? Ben bunları sana niye yazıyorum? Biraz evvel akşam yemeğinden kalktım ve derse oturdum. Ben kalkınca anneannem elinde tahin pekmez tabağıyla mutfaktan geliyor. Velhasıl anlayacağın ben istediğim şeyi hiç yiyemem veyahut bir tadımlık.

Buraya getirdiğimiz pasta ve baklavalardan biraz yedim. Neyse anlatsam saatlerce sürer ve inanmazsında.

Ağabeyciğim derslerin nasıl? Benim karne çok fenaydı. Annemlere söyleme. Söylersen ölümü gör.
Ben annemlere bir yazdım. İnşallah ikisi de düzelir. Ben annemlere yalnız tarihi yazdım. Yemin ediyorum sınıfın içinde 8 kişi kırık almadı. Gerisi 1-5 kırık arasında aldılar ama 5 kırıklı olan bir kişi. Hepsi Grammer, Math, Tarih veya Coğrafya, Türkçe ve Arttan kırık aldılar. Türkçe 5, Tarih 3, Eng 5, Eng 4, Coğ 5, Math 6, vallahi çok çalışıyorum.

Sen nasılsın? Ben iyiyim. Ha unuttum bizle Uşak'a Hasan dayımın kızı Canan'da gelecekmiş. Yengem yollamak istiyormuş (masrafları onlardan). Onun için biz Uşak'a Canan, Sibel ve Atalay'ın kız kardeşi Gülay gidiyoruz.

Burada mektubuma son verirken ballı, lokumlu, çikolatalı yılbaşı pastamız gibi güzel ve tatlı domates yanaklarından ısırır ve ıslatarak öperim. Babaannemin ve halamın ellerinden kiss ederim. Selamlar acele cevap, kestane kebap.


Saygılarımla





5 Aralık 2016 Pazartesi

Kardeşinden Şükrü'ye








Karşıyaka
8.7.1936

Sevgili Şükrü,
Bu hafta mektubunu aldık, imtihan hakkında verdiğin tafsilata teşekkür ederiz.
İlham vasıtasıyla karnemi aldım. .... yazıyorum.

Edebiyat             10
Coğrafya             9
Jeoloji                 9
Cebir                   9
Hendese              9
Kimya                10
Fizik                    8
Fransızca             8
Askerlik             10

Bizim kamp 1 Temmuz'da imiş ve ....... Pendik'te olacakmış. Sonra burada ki hayatımı anlatayım. Saat 8.5-9 kalkma. Sonra kahvaltı 10'da. Posta ve ...... 12'de evde kitap okumak veyahut annemle konuşmak. 1 çeyrek kala yemek ( Ben gelmezden evvel öğle yemeklerine babam gelmezmiş şimdi geliyor)
Sonra gazete ve konuşma 5'den sonra. Ya akşam postası veya kayık yahut balkon 8'de yemek sonra konuşma 11'de 100 numarayı ziyaretten sonra yatak.
Sonra burada başka yazacak havadis bulamıyorum. Gözlerinden öper muvaffakiyetler dilerim.

Kardeşin

B. ........ oğlu